Asil Akçakaya

Sevmese de Mali Müşavirlik yapar ama onun asıl sevdiği davul çalmak, okumak ve yoga yapmaktır. Yogayı yalnız başına yapmaz başkalarına da öğretir. Diğer yazıları

Sözün Uçuculuğu Yazının Kalıcılığı

Yazmak bir uyku, ölümden daha derin.
F. Kafka

Yazmak: Söz ve düşünceyi özel işaret veya harflerle anlatmak. Yazmak eyleminin sözlükteki anlamı basitçe bu.

Bu yazının amacı ne yazmanın tanımını yapmak ne de yazının tarihi üzerine uzun uzadıya bir şeyler söylemek. Amacı sadece yazmak. (Bu yazıyı yazmaya yazar bir arkadaşımın yanında başlamak cesaretini göstermiş bulunuyorum. Aferin bana.)

Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan canlılar içinde bu eylemi gerçekleştiren tek tür insan. Birçok ünlü düşünüre göre tekerlek ile birlikte en büyük icadımız. Peki neden yazmaya ihtiyaç duymuş insan? Bence bu sorunun en basit cevabı Türkçedeki en güzel atasözlerinden biri: Söz uçar, yazı kalır. Sorunun cevabı olarak, bu söze günümüzün maddiyatçı dünyasının gözüyle bakacak olursak maddi ve manevi olarak kazanılmış hakları korumaya alma fikri akla en yatkın olanı. Bu yanıt kabul edilebilir olsa da sığ ve basit bir tanım olurdu sevgili okur. Şimdi bunu bir kenara yavaşça değil hızlıca bırakalım.

İnsanoğlu yazmış da yazmış; durmadan, bıkmadan, usanmadan. Tarihi not almak, bir şeyleri öğretmek ve öğrenmek, kayıt altına almak, aşkını, mutluluğunu, öfkesini, hüznünü anlatmak, unutmamak, delirmemek!, belirli bir fikri ve öğretiyi açıklamak daha sonra da bu fikri yalanlamak için ve daha yüzlerce sebepten ötürü yazmış. Devamını Oku

Şimdi lütfen gidin ve hayallerinizi tekrar gözden geçirin

Okurken dinleyin;

Hepimizin hayatında “en mutlu olduğum an” veya “hayatımın en mutlu olayı şuydu” dediğimiz durumlar muhakkak vardır. Bu durumlar çeşitlilik gösterebileceği gibi çoğunlukla öteden beri hayalini kurduğumuz bir şeyin gerçekleşmesi veya bir olayın vuku bulmasıdır bu anlar. Yaşamımıza çok derinden dokunurlar, kişiliğimizi etkileyip bizi değiştirebilirler, hatıralarımızın en güzelini oluştururlar, hatırladığımız her an yüzümüze kocaman bir gülümsemenin konmasına neden olurlar ve bunlar bir insanın hayatındaki en özel olan anlardır. İşte bu yazının konusu da benim için, 36 yıla yaklaşan yaşamımdaki en mutlu anım dediğim hatıram.

1999 yılının başlarındayız. İzmir’in en soğuk olduğu dönemler. Liseden mezun olmamın üzeriden yaklaşık 7 ay geçmiş ve ben ilk üniversite sınavı denememde herhangi bir üniversiteyi kazanamadığım için tekrar ÖSS’ye hazırlanmak adına hafta içi dershaneye gidiyorum. Bu arada sınava hazırlanmak için yaptığım şey yine sadece dershaneye gitmek ve arada bir ders konularına üzerinden şöyle bir bakmak. O yıl hayatımda sınavla birlikte Metallica ağırlıklı Heavy Metal dinlemek ve bilgisayar oyunlarının altın yılı olmasıyla daha da tetiklenmiş oyun çılgınlığım önemli bir yer kaplıyordu.

Evet Metallica, o efsanevi Thrash Metal grubu. Load ve Reload gibi çoğu Metallica hayranı tarafından çok eleştirilmiş iki albümünden sonra 23 Kasım 1998 tarihinde 8. albümleri olan Garage Inc. albümünü piyasaya sürmüş grup. (Tüm dünyada aynı gün piyasaya sürülmüştü ve ben 23 Kasım sabahı kahvaltımı yapar yapmaz gidip albümü almıştım. Metallica’nın o zamanlar benim için olan anlamını biraz daha vurgular sanırım bu olay.) Her anıma sirayet etmişti bu grup. Evde kasetçalarımla; sokakta, otobüste, kafede walkmanimle adeta benimle birlikte yaşayan bir organizmaydı.(Emektar Sony marka walkmanim şu dünyada en çok Metallica dinlenmiş walkman olabilir. Ciddiyim!) James Hetfield’in muhteşem karizmatik sesi, kendine has “Yeaaaahhh” bağırışları kulak zarımda inlerken, kulak çekicim Lars Ulrich’in bagetlerine ve kulak örsüm baterisine dönüşmüş her bir vuruşu beynime kazırcasına vuruyordu. Hayatımın arka planında sürekli o vardı: Metallica…

Devamını Oku