Ya ben aslında çok paylaşımcıyım da ne bileyim işte..

Okurken dinleyin; 

Bundan yıllar yıllar önce, pireler berber, develer tellal iken, yok hatta ondan da önce, insanoğlu belki de henüz insanoğlu bile değilken ve hayatta kalabilmek amacıyla -günümüzdeki gibi- bir takım zorluklara katlanırken, sergilediği davranışlardan biri de paylaşmaktı. Yani paylaşmayı çok uzun yıllar önce öğrenen türümüz bu özelliğini günümüze kadar getirebildi. Yaşam alanını paylaşmış mıdır bilmiyorum ancak en azından aile üyeleri ile yemeğini paylaşarak bireyselliğin ötesine geçmiştir.

Son yıllarda ağzımızdan düşürmediğimiz kelimelerden biri de paylaşmak. Sanal sosyal ortamlarda çok fazla kullanılmasından dolayı çok fazla duyduğumuz bu kelimeyi kavramsal olarak olması gereken yerde mi tutuyoruz peki? Paylaşmak gerçek anlamda nasıl bir şeydi? Şekli nasıldı? Tatlı mıydı tuzlu mu yahut ekşi mi? Hatırlıyor muyuz?

Eğer en azından standart bir kişiyseniz, yani diğer insanlarla -gerektiği kadar bile olsa- iletişim halindeyseniz paylaşım yapıyorsunuz demektir. Bu, bilinçsiz olarak yaptığınız bir şeydir. Sadece sohbet etseniz dahi fikir paylaşıyorsunuzdur. Bulunduğunuz ortamı paylaşıyorsunuzdur vs. Bunlar farkında olmadan yaptığınız paylaşımlardır. Daha doğrusu bu yazıda laf kalabalığını oluşturan bölümdür. En nihayetinde varmak istediğim nokta tabii ki de bilinçli bir şekilde, sahip olunan herhangi bir şeyi paylaşıp paylaşmama durumudur. Yani kararı sizin vereceğiniz bir paylaşım durumu.

Her ne kadar kişisel fikrim diğer canlılardan daha özel olmadığı şeklindeyse de insan önemli bir varlıktır. Yaşadığı gezegende öyle güçlü hale gelmiştir ki sadece gezegenin değil bütün evren(-ler)in kendisine hizmet için var olduğunu bile düşünebilir. Kendisini böyle düşünmeye sevk eden (kendince) nedenler mutlaka var ancak bu yazının konusu değil.

Sonuç olarak insanın bu özellikpaylaşmakleri, onu bencilleştirdiği gibi arsızlaştırmıştır da. Arsızlaşan insan daha fazlasını istemiş ve doymamıştır. Biz insanlar önceden beri paylaşmayı biliyorduk, güzel olduğunu da ancak maalesef paylaşmayı her zaman sorun haline getirdik. Sahip olduğumuz şey iki tane ise bırakın birini başkasına vermeyi başkalarınınkine de göz dikmeye başladık. Paylaşım kavramı tabii ki günümüze kadar geldi ve hala belli özelliklerini koruyor (Kaç tane özelliği var ki?). Her bireyi olumlu ya da olumsuz olarak bu konuda eleştirebilirsiniz. Üzerine tartışılır, herkes kendi argümanını ortaya koyar falan. Herkes sahip olduğu şeyin bir kısmını paylaşmalı mıdır? Ne kadarını paylaşmalıdır? Birçok mit paylaşımı salık verir ve hatta bazıları zorunlu kılar.

İnsanın değişimi ile bazı kavramlar baki olsa da şekli zaman zaman değişebilir ya da yeni özellikler kazanabilir. Mesela birileri çıkıp sosyal ağ adını verdikleri mecrayı icat eder ve bunları da paylaşım üzerine kurar çok masum bir şekilde, dertleri sadece insanların paylaşma kültürünü arttırmasıymış gibi. Bizler de paylaştıkça paylaşırız. O kadar severiz ki artık paylaşmayı. Mutlu oluruz paylaşımlardan.

Hepimiz her gün sanal dünyada onca şey paylaşıyoruz. Bu çok önemli bir bilgi de olabiliyor, kedi videosu da, fıkra da, kendi fotoğrafımız da.. Önemli olan paylaşıyor oluşumuz. Ancak bu paylaşımları yapmamızın en büyük etkenlerinden biri bedavaya yapıyor oluşumuz. Yani beğendiğimiz bir videoyu paylaşınca maddi bi kaybımız olmuyor (hatta o video sayesinde popülerliğimiz artıyor bile olabilir). Örneğin; Facebook her paylaşıma bir ücret belirleyip, senin de elin paylaş butonuna giderken, “hoop hemşerim önce para” dese kimsenin paylaşacağını zannetmiyorum (ben dahil). Yani sanal bir ortamda bedavaya oluyorsa tabii ki de paylaşırız ancak “gerçek” hayatta paylaşmak bizim için (çoğumuz için) zor. Paylaşmamız gerektiği düşüncesi o sanal ortamdaki kadar burnumuza sokulmadığı için aklımıza gelmiyor olabilir ya da maddi bi kayıp sezdiğimiz anda paylaşmaktan vazgeçiyor olabiliriz ancak en gerçek olan şey paylaşmak için hesap kitap yapıyor oluşumuz.  Sanal ortamda paylaşmanın maddi ya da manevi getirisi olabileceğini bile düşünüyor olabiliriz inceden. Gerçek hayatta sahip olduğumuz şeyi paylaşmadan önce sanal dünyadakinden ziyade üzerine daha uzun düşünüyoruz. Sanal dünyada sahip olduklarımızın da sanal olduğunu düşünüyoruz da o nedenle mi kolay paylaşıyoruz acaba? Mesela fotoğraflarımız digital ortamlarda gerçekliğini mi yitiriyor?

Bugün bir anket yapsak ve insanlara dünyadaki açlıkla ilgili ne düşündüklerini, nasıl hissettiklerini sorsak, hemen herkes çok üzüldüğünü, bunun artık bitmesi gerektiğini söyler. Afrika’daki artık sembol olmuş, kaburgaları görünen aç çocukları görüp ağlarız hatta belki çoğumuz, çoğu zaman. Aynı ankette diğer sorulardan biri de o aç çocuklar için para ya da gıda yardımı yapıp yapamayacakları olsa cevabın ilk sorudaki gibi olacağı şüphelidir. Çünkü büyük çoğunluğumuz (aksiyona geçmeyenlerimiz) -acı ama gerçek- kendimizi iyi hissetmek için üzülüyoruz. Dürüst olalım, üzüntümüz bile o çocuklar için değil, kendimiz için. Sanki paylaşmak, yardım yapmak için zengin olmamız gerektiğini düşünüyor gibiyiz. Halbuki zengin olunca paylaşmayı daha çok unutuyoruz.

Bir yardım kuruluşu olan Oxfam dünyanın en zengin yüzde 1‘lik kesiminin servetinin diğer yüzde 99‘luk kesiminin servetinin toplamına eşit olduğunu raporlamış ve dünyanın en zengin 62 milyarderinin servetinin dünya nüfusunun en yoksul yüzde 50‘lik kesiminin servetine denk geldiğini belirtmiş(1) İstatistiklere göre (2) dünyada yaklaşık 762 milyon aç insan var (dünya nüfusunun yaklaşık onda biri) ve her gün onbinlerce insan açlıktan ölüyor.

Yapılan yeni bir çalışma (3) evsiz insanları sokaktan uzak tutabilmek için aylık 1000$ kadar bir paranın yaklaşık 2 sene boyunca yeterli olabileceğini ortaya koyuyor. Çalışmadaki denek gruplarının ilk 3 ayda %88 oranında, 6 ayda ise % 76 oranında evsizlik durumlarının değiştiği görülmüş. Aslında çok küçük paylaşımlar ile çok büyük sorunların çözülebileceği gün gibi ortada ancak hiçbirimiz vermiyoruz. Hepsi bizim olsun istiyoruz.

Velhasıl paylaşmak güzeldir, özeldir ama hep, her yerde ve her zaman paylaşmak. Yiyeceğini de paylaşmak, kıyafetini, bilgini, paranı da. İnsanlarla olduğu kadar hayvanlarla da paylaşmak. Sanal dünyada da paylaşmak evet ama gerçekten dokunarak, hissederek, bir kısmını vererek paylaşmak. Orada paylaştığın bir yardım videosunun doğru adım olduğunu ama ilk adım olduğunu unutmamak. Ya da hiçbir şey veremiyorsak mesela o aç çocuklar için gidip gönüllü çalışarak gücünü paylaşmak. Nedenini bilmesem de ben henüz yapamıyorum. Şu an sadece üzülerek kendimi teselli ediyorum, biraz üzüldükten sonra da rahatlayarak kendi rutin işlerime devam ediyorum. Oh mis!

Bu yazı klişelerle dolu biliyorum. Hep duyuyoruz bunları, “Dünyanın en zengin yüzde biri de bilmem ne..”. Evet öyle ama ben zaten bu yazıyı kendime yazdım. Arada bir dönüp okurum ve kendime gelirim diye. Başka okuyan olursa da ne ala, belki ona da hatırlatmış olurum.

Kaynakça

(1). Dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesiminin serveti yüzde 99’un toplamına eşit

(2). Worldometers

(3). A bit of cash can keep someone off the streets for 2 years or more

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?


Kitapları, müziği, teknolojiyi, fotoğraf çekmeyi, hayvanları, Yudum’u, bilimi, ailesini ve dostlarını çok sever. Çok düşünür. Kendisine önem vermez.

Diğer yazıları

Bu yazı Düşünce kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ya ben aslında çok paylaşımcıyım da ne bileyim işte.. için 4 cevap

  1. “Her ne kadar kişisel fikrim diğer canlılardan daha özel olmadığı şeklindeyse de insan önemli bir varlıktır. Yaşadığı gezegende öyle güçlü hale gelmiştir ki sadece gezegenin değil bütün evren(-ler)in kendisine hizmet için var olduğunu bile düşünebilir.” cümlesindeki son sözcük; “düşünüyor” şeklinde değiştirilmeli bence.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir